İsrail, Ürdün ve Filistin topraklarının kesişim noktasında, deniz seviyesinin 425 metre altında yer alan ve okyanus tuz oranının 10 katı kadar tuzlu olan Ölü Deniz için alarm zilleri çalıyor. İnsanların rahatlıkla yüzebildiği bu doğal harika, insan faaliyetleri ve iklim değişikliği nedeniyle büyük bir tehdit altında. CNN’in haberine göre, son 50 yılda yüzey alanının neredeyse üçte birini kaybeden Ölü Deniz, her yıl ortalama 1.2 metre geri çekiliyor. Suların çekilmesi, geride korkutucu bir manzara bırakıyor; adeta kıyamet sonrası bir görüntüye dönüşüyor.
Bölgedeki tekne turlarını 12 yıldır yöneten kaptan Jake Ben Zaken, değişimin hızını şöyle ifade ediyor: “Her yıl yaklaşık yedi buçuk metre yeni kıyı şeridi ortaya çıkıyor. Bu, yavaş bir süreç değil; adeta hızla ilerleyen bir felaket.”
Son yıllarda, suların hızla çekilmesi yer altındaki eski tuz katmanlarını eriterek devasa boşluklar oluşturdu ve bu durum, bölgede aniden açılan 6 binden fazla ölümcül obruğa yol açtı. Bir zamanlar dünyaca ünlü sahil beldesi Ein Gedi, obrukların tehdidi nedeniyle kalıcı olarak kapatıldı. Terk edilmiş soyunma odaları, restoranlar ve benzin istasyonları harabe haline geldi.
Bu durum, turizm sektörünü de olumsuz etkiledi. Bölgeye gelen binlerce turist, artık Ölü Deniz’in doğal sularında yüzmek yerine, maden şirketleri tarafından yapay olarak korunan endüstriyel buharlaştırma havuzlarında yüzmek zorunda kalıyor.
EcoPeace Middle East gibi çevreci gruplar, “Burası bir doğal hazinedir” diyerek korunması gerektiğini vurgulasa da, kurtarma projeleri bürokratik engellere ve milyarlarca dolarlık ekonomik çıkarlarla karşılaşıyor. Ürdün Nehri’nin sularının barajlarla yönünün değiştirilmesi ve büyük maden şirketlerinin (Dead Sea Works ve Arap Potas Şirketi) kuzey havzasından sürekli su pompalaması, gölün kurumasına neden oluyor. Kızıldeniz’den Ölü Deniz’e su taşımayı öngören milyarlarca dolarlık büyük proje ise bölgesel siyasi gerilimler ve maliyetler nedeniyle durdurulmuş durumda.
Uzmanlar, bölge liderlerinin aciliyet duygusu hissetmemesi ve su kullanımının kontrol altına alınmaması durumunda, dünya bu eşsiz ekosistemi sonsuza dek kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacağını uyarıyor.

