Kandilli’den Celal Şengör’e Marmara depremi cevabı: Kenti terk etmek çözüm değil, depreme hazırlanmalı

DHA

Türkiye deprem gerçekleriyle mücadele ediyor…

Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinde 11 ilde büyük yıkım yaşandı.

Yaklaşık 50 bin kişinin öldüğü depremlerin ardından artçılar ise devam ediyor.

Bir diğer yandan ise yaşanan depremlerin ardından gözler beklenen Marmara depremi için İstanbul’a çevrildi.

Bilim insanlarından olası Marmara depremiyle ilgili art arda açıklama ve uyarılar gelirken, Prof. Dr. Celal Şengör konuya ilişkin sık sık açıklamalarıyla gündeme geliyor.

Fatih Altaylı, ise Celal Şengör’ün oldukça sağlam zeminli ve yeni bir binada oturmasına rağmen İstanbul’dan taşınma planı içinde olduğunu açıkladı.

“Terk etmek değil, depreme hazırlıklı olmak lazım”

Bunun üzerine Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener, beklenen Marmara depremi hakkında son gelişmeleri değerlendirdi.

Özener, deprem riskine karşı kentleri terk etmenin bir yol olmayacağını vurgulayarak, “Deprem tehlikesi olan bir yerden bahsediyoruz. Bulunduğunuz yeri terk etmek değil, bence depreme hazırlıklı olmak lazım.

Dolayısıyla sağlam binalar, kentsel dönüşümün hızlanması ve deprem güvenli konutlarda oturuyor olmamız, sadece konutlar değil tabii ki iş yerlerimizin, kamu binalarımızın çok çok sağlam olması lazım.”

“Marmara’da her yıl ortalama 900 civarı deprem oluyor”

6 Ağustos’ta Marmara Denizi’nde olan 3.6 büyüklüğündeki depremi, Marmara’nın olağan sismik aktivitesi olarak değerlendiren Özener, şunları söyledi:

Ülkemizin bir deprem bölgesi olduğu gerçeği hepimiz tarafından biliniyor. Marmara’ya baktığımız zaman, Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü kayıtlarına baktığımız zaman, zaten Marmara’da her yıl ortalama 900 civarı deprem oluyor. Bu depremlerin bir kısmı da 4’ten büyük depremler.

Şu ana kadar eski yıllara baktığımız zaman, yılda ortalama 4-5 tane 4’ün üzerinde deprem oluyor. Yani Marmara Bölgesini de deprem aktivitesinin olduğu bir yer olarak düşünürsek, olan 3.6’lık depreminde aslında Marmara’nın olağan sismik aktivitesine bağlayabiliriz. Ama bu şu demek değildir.

‘Bu 3.6’lık deprem büyük bir depremi tetikleyecek’ bunu söyleme şansımız yok ama bunu söylerken de ‘Marmara’da 7’den büyük deprem olmayacaktır’ demek de doğru değil. Dolayısıyla olan depremler, Marmara’nın olağan sismik aktivitesi.

Birçok bilim insanının kabul ettiği gibi Marmara Denizi içerisinde olabilecek büyük bir deprem beklentisi bütün bilim insanlarında var ama her zaman olduğu gibi şunu belirtmek istiyorum. Bunula ilgili bir zaman söyleme şansımız yok.

“İstanbul’a 15-18 kilometre uzaklıktan geçen fay hatları var”

Siyaset üstü bir eylem olması gereken kentsel dönüşümün, öncelik sırasına göre hızlıca tamamlanması gerektiğini vurgulayan Haluk Özener, şöyle dedi:

İstanbul’a 15-18 kilometre uzaklıktan geçen fay hatları var. Bu da bilinmeyen bir şey değil, bir avantaj olarak nitelendirilebilir. Yani Türkiye’nin birçok yerinden, şehirlerin içinden fay geçerken Marmara Denizinin içinden geçen bir faydan bahsediyoruz.

O da en yakın yerleşim alanına 15-18 kilometre uzaklık var. Tabii ki bu bir avantaj olarak kabul edilebilir. Faya ne kadar yakınsanız, zemininiz ne kadar kötü bir zeminse daha fazla etkileniyorsunuz.

Binanızın yapısı, binanızın kalitesi burada çok etkiliyor. Dolayısıyla birçok farklı parametreye bağlı. Zemininiz sağlamsa, faydan uzaktaysanız, binanız sağlamsa doğal olarak daha az etkileneceksiniz.

“Kentsel dönüşümün hızlanması ve deprem güvenli konutlarda oturuyor olmamız,lazım”

Türkiye’de deprem korkusuyla şehir değiştirmenin anlamsız olduğunu söyleyen Özener, şu şekilde konuştu:

Tabii herkesin kişisel görüşü, kişisel değerlendirmesi farklı bu konuda yorum yapmak çok doğru olmaz. Ama her insanın korku eşiği veya kaygı eşiği farklı olabiliyor.

Fakat şu gerçeği bilmek lazım, ülkemizin neredeyse tamamına yakını deprem kırılganlığı taşıyor. Yani depremden etkilenebilecek, deprem tehlikesi olan bir yerden bahsediyoruz.

Kimine göre yüzde 80’i, kimine göre yüzde 90’ı ama dediğim gibi Türkiye’de 500’e yakın diri fay bulunmakta. Herkesin çok sağlam olarak gözlediği, Anadolu’nun ortası Konya’da bile, deprem olmaz denilen yerlerde bile deprem oluyor.

Aktif diri faylar, haritada gözüken faylar olduğu gibi örtülü fay dediğimiz fiziksel olarak arazide tespit edilemeyen fakat deprem üretebilen faylar var. Bulunduğunuz yeri terk etmek değil, bence depreme hazırlıklı olmak lazım.

Dolayısıyla sağlam binalar, kentsel dönüşümün hızlanması ve deprem güvenli konutlarda oturuyor olmamız, sadece konutlar değil tabii ki iş yerlerimizin, kamu binalarımızın çok çok sağlam olması lazım.

“Ümit ediyorum ders çıkarabiliyoruzdur”

Prof. Dr. Celal Şengör’ün deprem sonrası İstanbul’da bir kaos ortamı oluşacağı iddialarının sorulması üzerine Özener, şunları ifade etti:

Kişiler üzerinden gitmeyelim ama edindiğimiz tecrübelerden gideyim. 6 Şubat depremleri, 17 Ağustos depremi bizim için çok önemli bir göstergeydi. 6 Şubat depremlerinde aslında 11 farklı ili etkileyen depremlerden bahsediyoruz.

Aslında peş peşe olan iki tane 7’nin üzerinde depremler, bunun bir tecrübe olduğunu düşünüyorum. Bu tecrübelerden de ders çıkarılması gerektiğini düşünüyorum. Dolayısıyla yaşadıklarımızdan ders çıkarırsak geleceğe daha iyi bakabiliriz. Ümit ediyorum ders çıkarabiliyoruzdur.

Türkiye Afet Müdahale Planı’ndan (TAMP), İl Risk Azaltma Planı’na (İRAP) ve Türkiye Afet Risk Azaltma Planı’na (TARAP) geçtik. Yani deprem olduktan sonra müdahale etmektense depremden önce riskleri azaltma yönünde girişimlerimiz var. Tüm Türkiye, 81 il için, İçişleri Bakanlığı AFAD tarafından yapılan çalışmalar var.

Yapılacak işler belli aslında. Önemli olan yetkili ve sorumlu kuruluşların yapılacak planlamaları harfiyen uygulayıp riskleri azaltması gerekiyor. Riskler azaltıldığı zaman depremden sonraki süreçlerde çok çok rahat edebilecek duruma geleceğiz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

asdasdas